www.iclalaydinfan.com

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  

Haberler:

Gönderen Konu: Yettim Haşmet!!  (Okunma sayısı 133 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı DєMєT

  • !!!...::: SiYaH iNCiM :::...!!!
  • Site Yöneticisi
  • İclal Aydın Sevdalısı
  • *****
  • İleti: 10.301
  • Karma: 32
  • Cinsiyet: Bayan
  • ~~19 / 04 / 2009 ~~ İZMİR
    • ~ GaMZeLiM ~
Yettim Haşmet!!
« : Nisan 21, 2010, 08:23:27 ÖÖ »
DünHaşmet Babaoğlu “medyadaki insan hikâyelerinden” ne kadar sıkıldığıylailgili bir yazı kaleme almış. Sabah okuma düzenim içinde sıramedyatava.com’a gelmişti. İnsan ve hayat yazılarının en önemlikalemlerinden biri olan, eski sütun komşum Haşmet’in sıkıntısınıbaşköşelerinden birinde gördüm. Okudum ve durdum...

Tam da insanhikâyeleri yazmaya yeniden hevesle dönmüşken pazar günü de ilk yazımıyayınlamışken... Yazımda anlattığım kişinin “aslında bizden farkıolmayan biri” olduğuna dair bir cümle de kurmuşken üstelik... Farkettim ki Haşmet’in tarif edip ötelediği “şey”e çok uyuyorum yani...İçimdeki iyi insan bir şüpheye düştü: “Haşmet bunu bana mı yazmışacaba” diye. Şeytan yanım çoktan kararını vermişti ama yine de eminolmak için kıdemli bir arkadaşımı aradım “Haşmet kimi kastediyor? Senceben şimdi alınırsam, boş alınganlık mı ederim? Bu asabi taş bana mı”diye sordum. Arkadaşım “Ben de okudum, sadece senden bahsetmiyorsa dasenin yazından yola çıktığı açık. Hayır, boşuna bir alınganlık olmaz.Bu taş havaya atılmış olsa bile senin başına da değer” diye yanıtverdi. Haşmet’in yazısında hiç kimsenin adı geçmediği için ne olur neolmaz “o kişi ölü mü diri mi” diye sormadım.

***


İçindeninsan geçmeyen yazılar Haşmet’i haklı çıkarabilir aslında diyedüşünüyorum şimdi.. Olay yok, heyecan yok, katılım yok, eğlence yok,katil yok, ceset yok...

Ne güzel yazarsın sadece asfaltı,yıldızları, makro rakamları, mikro göstergeleri koyarsın kenara yazını.Risksiz, şahane bir iş de olabilir.

Asıl sıkıcı olan bu değil mi oysa?

Gazetelerhızla insansız hava araçlarına benzemeye başladı. Sıklıkla masa başındayapılan gazeteciliğin Türk basınına getirdiği zarardan söz ediliyor.Muhabirsiz, heyecansız ve hikâyesiz yazı işleri katlarınınrenksizliğinden, yazarların çabasızlığından hatta tembelliğinden dertyanılıyor...

Bir de her yapılandan şikâyet edenler var...Onların da büyük bir kısmı eski büyük başarılara imza atmış, kırgın veküskün gazetecilerden oluşuyor... “Eteğini çekiştirerek salonda oturanküçük kasaba kızlarına” benzettiklerini gazete sayfalarınayakıştırmadıklarında bu işten ne kadar sıkıldıklarını anımsıyorlar.Hemen kafalarını alıp uzaklaşıyor, bir sahil kasabasında su seyretmeyebaşlıyor ya da hamakta insansız bir yaşam hayal ederek uykuyadalıyorlar..

***


Bence Haşmet’in gidesigelmiş yine.. Sıkıldığı eğer insan hikâyesini anlatanlar değil dehikâyelerse işte o vakit haksızlık yaptığını düşünürüm... Hem bize hemkendine.. Zira kaleminden hayat ve insan akan, bu türün dilimizdeki eniyi yazarlarından biri olan Haşmet Babaoğlu’nun aslında kendindensıkıldığı sonucuna varırım...

Niyetim Haşmet’e yanıt döşenerek kıymetli okuru yeni bir polemikle şenlendirmek değil. Aksine...

Küçükkasaba hayatını seven bir adama, küçük kasaba kızlarını bu kadar daküçümsemeden bir şans daha vermesini (!) istemek. Bu şansı isterkenokuru da ne yapmak istediğimden haberdar etmek...

Bengazetelerin en çok bu gerçek ve sıradan insan hikâyelerine, başarı vebaşarısızlık öykülerine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bizlerin masadankalkıp yazmak ve anlatmak için sokaklarda olması gerektiğineinanıyorum. Evet bir iddiam var çünkü garip çocuksu bir inançtaşıyorum.

***


Dilerdim ki yazılarınıokuyarak ilk gençliğimi bitirdiğim bir yazar hayata ve kendineyakışmayan bir bıkkınlıktan yola çıkarak böyle heves kırıcı bir yazıyazmasın...

Eğer yazı dilimizi ya da basındaki tekdüze halibeğenmiyorsa bunu Haşmet’ten daha “insanca” kim anlatabilir ki? Kimbize yeni ve daha parlak anlatım biçimleri önerebilir ki?

Haşmet’inmizah inancını hâlâ kaybetmediğine inanarak ve hoşgörüsüne sığınarak“yettim” deyip hayatın içinden yazdığım her yazıyla onun iç sıkıntısınıdağıtmaya söz veriyorum... Belli mi olur, belki bir gün o da “iştebudur” der bana...

Velhasıl... İçi daralanlara, burun kıvıranlara, şuna buna rağmen... Her pazar “hayatın içinden” insan hikâyeleri devam edecek...

Siz bu satırları okurken biz ekipçe yola çıkmış oluruz muhtemelen. Nereye? Hayatın içine...




 

Bu sayfa 0.096 saniyede 22 sorgu ile oluşturulmuştur