+- Kimler Online
6 Guests, 0 Users
+- Son mesajlar
alttakine şarkı armağan et by _UMUTPERİSİ_
Haziran 20, 2010, 11:30:34 ÖÖ

İstanbul İmza Günü - Tepe Natilius - megaVisyon (23.05.2010) by DєMєT
Haziran 05, 2010, 11:32:20 ÖS

İclal Aydın Düşmanlığı Var by _UMUTPERİSİ_
Mayıs 31, 2010, 05:10:40 ÖS

Kağıt Kesikleri by ixlam™
Mayıs 31, 2010, 02:39:24 ÖS

İclal hnm ı görebilmek için neleri göze alırdınız.... !!! by sahin.216
Mayıs 30, 2010, 07:18:25 ÖS

Bir Kaç İclal Aydın Resimleri by _UMUTPERİSİ_
Mayıs 11, 2010, 06:25:14 ÖS

KaRıŞıK 7! by _UMUTPERİSİ_
Mayıs 10, 2010, 08:02:47 ÖS

Şarkıcının İsmini Yazın Alttaki Ondan Bir Şarkı Yazsın by _UMUTPERİSİ_
Mayıs 06, 2010, 11:04:54 ÖS

yeni yeni resimler 3:) by _UMUTPERİSİ_
Mayıs 05, 2010, 08:58:59 ÖS

Iclal aydin by _UMUTPERİSİ_
Mayıs 05, 2010, 08:32:26 ÖS

Gönderen Konu: Başka ülkenin kışı...  (Okunma sayısı 90 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı DєMєT

  • !!!...::: SiYaH iNCiM :::...!!!
  • Site Yöneticisi
  • İclal Aydın Sevdalısı
  • *****
  • İleti: 10.285
  • Karma: 32
  • Cinsiyet: Bayan
  • ~~19 / 04 / 2009 ~~ İZMİR
    • ~ GaMZeLiM ~
Başka ülkenin kışı...
« : Şubat 04, 2010, 12:29:39 ÖS »
(Dün gece karda kaldım. Müthiş bir yağış ve rüzgâr vardı. Ne bir taksi, ne de bir araç bulabiliyordum... Yirmi dakika sonra içinde müşterisi olan bir taksi durdu ve müşterisini bıraktıktan sonra beni gideceğim yere götürebileceğini söyledi. Arabaya bindikten sonra tanıdılar beni. Tatlı tatlı kış sohbeti ettik. Evin önüne geldiğimizde taksi parası almak istemeyen ama benimle mücadele edemeyeceğini anlayan Barış kardeş, öyle güzel şeyler söyledi ki arabadan indiğimde eve girene kadar yüzüme yapışan kara sığındım... Sığındım da ağlamadım...

Sabah uyandığımda hastalanmıştım... Başım kazan gibi... Dışarıda kar. Burnum, boğazım tıkalı; nefes alamıyorum. 2004’te yazdığım bir kış yazısını paylaşsam? Umarım hoş görürsünüz...)

***


(24. 01. 2004)

Oturduğum apartmanın şişman, asık suratlı kapıcısı haberi bana veriyordu galiba: “Kanallar buz tutmuş...” Ve her zamanki gibi bana bakmadan konuşuyordu. Kendi kendine söylenir gibi...

Bu huyu yüzünden bir türlü karar veremezdim; bir yanıt vermeli miyim, yoksa hiç duymamış gibi devam mı etmeliyim?

Dünyanın her yerinde büyük binaların kapıcılarının aynı olduğunu düşünürdüm onu her gördüğümde. Bu yapının hatta bu sokağın ve hatta aslında belki de şehrin sahibi oydu ve kendisiyle aynı sınırları paylaşmamıza izin veriyordu.

Onu görünce sadece bende değil; dikkat ediyordum, bütün komşularda bir sessizlik, bir mahcubiyet hasıl oluyordu. Ona görünmeden kaçmak, onunla rastlaşmamak, selam vermek zorunda kalmamak en güzeliydi.

Bira ve olasılıkla votkadan kıpkırmızı olmuş burnuyla yanakları ondan hatırladığım iki önemli şey...

“Kanallar buz tutmuş. Büyük bir kış bu. 57’nin kışı da böyleydi. Lanet olası kanallar buz tutmuştu.”

Hayır. Bana söylüyorsa dinlemeli ama kendi kendine söyleniyorsa basıp gitmek lazım... Bir türlü karar veremiyordum, öyle şaşkın şaşkın duruyordum posta kutularının önünde...

Elindeki plastik leğene posta kutularının dibine atılan reklam broşürlerini topladı ve konuşa konuşa gitti yüzüme hiç bakmadan...

“Kanallar buz tutmuş... Çocuklar sevinir ama ya diğer insanlar?.. Lanet olası bir soğuk... 57 kışı bile daha iyiydi bundan...”

Yaranmaya çabalayan, iğrenç, aşağılık yabancı tavrımdan nefret ederek çıkmıştım kapıdan...

Üzerimizden atamıyorduk işte bu şaşkın, ürkek ezikliği...

Ne var işte; adamın ülkesinde misafir işçisin, misafir çalışansın, misafirsin ya da artık değilsin... Bir yere kadar yabancısın ama daha ne? Ötesi ne yani?

Kapıya polis geldiğinde sanki silah kaçakçısıymışız da yakalanmışız gibi paniğe kapılıp, kapıyı açmayarak “arabanızı yanlış yere park etmişsiniz. Eğer oradan almazsanız çekmek zorunda kalacağız” diye bizzat eve gelerek uyaran polisi kapı gözünden izleyişimizi anımsadıkça çok gülüyorum ama başka bir ülkenin kışını yazını, ilkbaharını yaşamak hep çok zordu, bunu hiç unutmuyorum...

O toprağın yerlisi bunda çok mu suçluydu, şu anda emin değilim fakat daha ilk gün kendiliğinden gelip yerleşiyordu insan bedenine ve ruhuna o yabancılık, o oralara ait olamama, o geri kalmış ülkenin küçük çocuk hali...

Kapıcıdan ürkerek, sokakta yürüyenden ürkerek...

Sonra o ürkeklik yerini geldiği yeri beğenmemeye ve yeni toprağa duyulan büyük hayranlığa bırakıyordu...

Azınlık olma halleri uzundur, kısa satırlara sığmaz malumunuz...

Kar küreyen kapıcı görüntüsünün ne de uluslararası olduğundan dem vuracaktım..

Berlin’de kar yağsın diye dua eden üniversite öğrencilerinden söz edecektim...

Kar yağmaya başladı mı onlara iş çıkardı çünkü. Kar küreme arabalarının yanı sıra küçücük tuz dökme arabaları ile sabaha dek şehrin bütün büyük ve küçük sokaklarını, caddelerini dolaşarak kar küreyip, tuz döküp gece ne kadar kar yağarsa yağsın şehirdekilerin kan sadece ağaçların üzerinde görmelerini sağlarlardı.

Yollar tıkanmaz, eskimiş trafolar devre dışı kalmaz, insanlar kendilerini kurtarmaya gelecek birileri çıkacak mı diye bekleşmezlerdi...

Çünkü Berlin’e tıpkı İstanbul’a da geldiği gibi, her sene kış gelirdi. Kış, gelirken kar getirirdi...

Hepsi bu...




Çevrimdışı deniz yılmaz

  • İclal Aydın Takipçisi
  • *
  • İleti: 1
  • Karma: 0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Başka ülkenin kışı...
« Yanıtla #1 : Şubat 05, 2010, 10:45:19 ÖS »
güzel memleketimin kışı soguk ve sıkıntılı olmasına rağmen  soguk anları muabetleri ile ısıtan insanlarımız muhakkak bulunmaktadır

 

Bir www.iclalaydinfan.com projesi.